Sunday, December 17, 2006

Bazen kendime bile zor geldiğim oluyor...

Atv’nin ’Sıla’ dizisiyle oyunculuk kariyerinde önemli bir yol kat eden manken Cansu Dere, “Mesafeliyimdir” dedi ve ekledi: Zor bir insanım. Bazen kendime bile zor geliyorum. ’Ne kadar kibirli’ diyecekler diye ters gelen bir şeyi yapmam!. Sıla Dizisi ile hayran kitlesini genişleten manken Cansu Dere, oyuncu olmak için çalıştığını söyledi. Marie Claire dergisinin aralık sayısına röportaj veren Dere, Mardin manzarası eşliğinde yapılan moda çekimlerinin de kahramanı oldu. Tanıttığı kıyafetleri Mardin’in otantik dokusuyla bütünleştiren Cansu; oyunculuk, aşk ve güzellikle ilgili görüşlerini Marie Claire’e anlattı..

* 'Sıla' benim için çok kuvvetli bir rol, çok kuvvetli bir hikaye. Gül Oğuz bana senaryodan daha ilk bahsettiğinde çoktan özümsemiştim. Bu dizi; töre, aşk, riya, merhamet, hırs, kültürel farklılıklar ve kaderi anlatan bir kadın hikayesi... Bu öykünün içinde olmak çok güzel.

* 'Artık bir oyuncuyum' demek hem çok ayıp, hem de çok yanlış olur. Oyuncu olmaya çalıştığımı söyleyebilirim. Birçok yönetmen sinemaya çok uygun bir yüzüm olduğunu söylemiştir ama 'Alacakaranlık'ta Uğur Yücel'le çalıştıktan sonra oyunculuk benim için vazgeçilmez oldu.

SETLER BENİM OKULUM OLDU
* Oyunculuk biraz da hayal kurmak demek. Bunu ayırt ettim. Bir kitap okuyup da hayal kurmak gibi! İşin tekniği ayrı bir profesyonellik tabii ki ama benim okulum çalıştığım setler oldu. Uğur Yücel, Fikret Kuşkan, Işıl Yücesoy, Çağan Irmak, Menderes Samancılar ve Zeynep Eronat'dan çok şey öğrendim.

* Mardin'de; 19-20 yaşında üzüldüğüm şeylerin artık bana çok komik geldiğini fark ettim. Benim yaşımda evli ve bir sürü çocuğu olan kadın tanıdım. Mardin her yönüyle benim için bir okul oldu. Sadece para kazanmak adına yapılan bir iş değil bu. Setler, insanlar ve şehirler bizi eğitiyor.

AŞK İNSANA HER ŞEYİ YAPTIRIR
* 'Sıla' gibi farklı bir kültürle yetişmiş, farklı bir dünyaya ait birisine aşık olma ihtimalim var mı bilmiyorum ama aşk insana her şeyi yaptırabilir. Kime aşık olacağını belirleyemiyorsun ki hayatta. Hatta seçemiyorsun! Az çok kimi 'sevemeyeceğini' biliyorsun ama aşık olmak planlanamayan bir duygu. Benim için aşk; saçmalamayı bile göze almak ve bundan memnun olmak demektir.

* Benim için 'Bakışları uzak, insanlara mesafeli, soğuk' diyenler de var, 'Garfield bakışlı' diye yazanlar da! Mesafeli olduğum doğrudur. Herkese sempatik olamazsınız, herkesi sevemezsiniz ki zaten. O zaman gerçekten sevdiğim insanlara ayıp etmiş olurum.

TAKİP EDİLMEKTEN HOŞLANMAM
* Ben kiminle neşeleneceğimi, kiminle eğleneceğimi ayırt edemeyecek biri değilim. Zor biriyim. Bazen kendime bile zor geliyorum. Hayatı hiç kimseye zindan etmem ama esneyemeyeceğim konular vardır. Bana, 'Ne kadar kibirli' diyecekler korkusuyla kendime ters gelen bir şey yapamam.

* Mesleğim gereği özel hayatımın takip edilmesi bir tür bedel ama kişisel olarak bundan hoşlanmak zorunda değilim. Defileden çıkıp, mikrofon uzatılarak; ilişkimle ilgili annemin babamın bile o kadar kolay soramadığı soruların sorulmasından hoşlanmıyorum. Hayattaki en önemli konular yolda yürürken konuşulmaz; en azından ben konuşmam!

ARTIK İLİŞKİLER ÇABUK BİTİYOR
* 'Sıla'daki ya da Kenan İmirzalıoğlu'yla başrol paylaştığım 'Yandım Ali' filmindeki gibi aşklar pek kalmadı. İlişkilerin başlaması, bitişi çok hızlı. Bu normal aslında; zaman değişti, bizler de değiştik ama bir yerlerde öyle aşklar da yaşanıyor. Çok nadir ama gerçek aşkı yaşayanlar var.

* Mardin'le İstanbul arasında bölünmeyi seviyorum. Emek harcayıp da karşılığını almanın tadını yaşıyorum. 'Sıla' için 80 dakikalık bölümler çekiyoruz ve ben sabahtan akşama kadar çalışıyorum. Halen çekimleri süren bir sinema filmim olduğu için İstanbul'a çok sık gidip geliyorum. Burada bir hayatım var ama orada da var!