Sunday, December 17, 2006

Farklı bir dünya ile tanıştım...

İzlenme rekoru kıran Sıla adlı dizinin başrol oyuncusu Cansu Dere, Mardin’de gerçekleşen çekimler sayesinde farklı bir dünya ile tanıştığını söylüyor: Törelere göre; yanlış yapmış kızını öldürmeyen babaya bakkal ekmek satmıyor. Adam camide namaz bile kılamıyor! ATV’nin töre ve berdel evliliklerinin açtığı yaraları konu edinen dizisi Sıla, konusuyla olduğu kadar oyuncuların performanslarıyla da konuşuluyor. Yönetmenliğini Gül Oguz’un üstlendiği; başrollerinde Cansu Dere, Mehmet Akif Alakurt, Menderes Samancilar, Fatos Sezer, Hümeyra ve Cemal Toktaş’in rol aldığı dizi, yayınlanmaya başladığı günden bu yana izleyenlerde beklenen etkiyi bıraktı ve üçüncü bölümü gün birincisi oldu..

Oyunculuk yeteneğini Uğur Yücel sayesinde geliştirdiğini söyleyen dizinin başrol oyuncusu Cansu Dere’nin performansının, dizinin beğenilmesinde büyük pay taşıdığını düşünenlerin sayısı hiç de az değil... Dizinin çekildiği Mardin’de hayata bakisinin değiştiğini söyleyen ünlü model, Sıla’nın töre cinayetlerine az da olsa faydası olacağına inandığını söylüyor...

Sıla için gerçekten çok çalışıyorum ve oldukça zaman ayırıyorum. Kadın üzerine konusu olan dizilerin tutmasının zor olduğu yönündeki görüşlerin doğruluk payının ne olduğunu bilmiyorum. Benim düşünmem gereken, verilen rolü en iyi şekilde canlandırmak. İsimin üstesinden en iyi şekilde gelmenin uğrası içindeyim.

Sıla için gittiğim Mardin’de hayata bakışım değişti, yeni felsefeler edindim. Oradaki olayları buradan da biliyordum. Ama bilmek ile yasamak çok farklı. Burada başınızın üzerinden gecen askeri helikopteri dikkate almazsınız ama orada gözden kaybolana kadar takip ediyorsunuz. O bölgede çekilen sıkıntıları buradan anlamak mümkün değil.

Töre cinayetleri hakkında orada birçok olay anlatıldı bana. Bunun engellenmesinin en etkin çözümü, kanımca o bölgenin topyekun bir aydınlanmaya girmesi. Bu nasıl gerçekleştirilir bilmiyorum ama bilenler bir şeyler yapmalı. O bölgenin törelerine göre, yanlış yapmış bir kızı öldürmeyen babaya bakkal ekmek satmıyor, adam camiye gidip namaz bile kılamıyor! Babanın, ağabeyin üzerinde büyük bir toplumsal baskı oluyor. O baskıyı kırmak gerek. Hiçbir şey insan hayatından daha önemli değil. Sıla’da bunu anlatmaya çalışıyoruz. Ne kadar faydamız olur bilemeyiz ama hiçbir şey yapmamaktan iyidir. Kumsaldaki deniz yıldızlarını denize atan adamın hikayesi gibi.

Burada günlük yaşamımızda dert ettiğimiz birçok konu, o bölgedeki insanları hiç ilgilendirmiyor. Bizim dert ettiklerimiz onların dünyasında yok. Örneğin orada benim yasımdaki bir kadının dört-beş çocuğu var. Derdi çocuklarına bakabilmek. “Neden bu kadar çok çocuk yaptın?” demek o kadınlar için hiçbir anlam ifade etmiyor. Çünkü onların dünyasında doğum kontrolü diye bir kavram yok.

Sıla’nın en küçük ölçüde bile sırıtmaması gerekiyordu. Daha önce Doğu’ya bir kez gitmiştim. Bu ikinci gidişim. Sıla’nın ruhunu anlamak için Mardin’de çok kişiyle konuştum. O bölgenin insani nasıl düşünüyor, hayata hangi pencerelerden bakıyor anlamaya çalıştım. Berdel olan bir genç kadının ruhunda nasıl fırtınalar eseceğini hayal ettim.

Mardin’de bana en çok yardımcı olan kişi Menderes Samancılar. Kendisi yöre insanini çok iyi tanıyor. Bana sürekli olarak yöre, yasam tarzı, gelenekler konusunda bilgi veriyor.

Uzun boylu kadınların oyunculukta şanslarının olmadığını düşünmüyorum. Yeni nesil oyuncular hep uzun boylu. Dünyada böyle. Nicole Kidman ve Charlize Theron Oscar almış oyuncular. Eskiden Türkiye’de olduğu gibi Hollywood’da da kadın oyuncular fazla uzun boylu olmuyormuş ama simdi değişti. Starlar artik uzun boylu. Kenan İmirzalioglu ve Mehmet Ali Alakurt ile bu konuda hiçbir sorun yasamadık. Fikret Kuşkan ile de aslında sancı yaratacak bir boy sorunu içinde olmadık.

Oyunculuğu para kazanmak için değil, çok sevdiğim için yapıyorum. Bir de üstüne para veriyorlar. Daha ne isteyeyim? İnsanin sevdiği isi yapması ve o isten para kazanması çok az kişiye nasip oluyordur. Çoğu insan yaptığı işi sevmiyor ve beklentisinin altında para kazanıyor. İste o insandan yaptığı ise hayır gelmez. Bu nedenle kendimi oyunculuğa karşı daha sorumlu hissediyor, elimi tasın altına sokmaktan çekinmiyorum.

Kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Öğrenme açlığı yasıyorum. Algılarımı sürekli acık tutmaya çalışıyorum. Çevremde ne oluyor ne bitiyor, olan neden oluyor, olması gereken neden olmuyor... Bunların üzerine düşünüyorum, yorum yapıyorum. Düşündüklerimden, yorumlarımdan çıkardığım sonuçları zihnimin bir kösesine depoluyorum. Bir gün mutlaka gerekli olur.