Sunday, December 17, 2006

Berdelin acısını hangi sos hafifletir?

Değerli meslektaşım Sina Koloğlu’nun Milliyet’teki köşesinde, okuru Sezer Uysal’ın kritiğini okuyunca, “Bunu ben nasıl fark edemedim?” diye hayıflandım. Hep diyorum ya, “Aslında her evde sıkı bir televizyon eleştirmeni var. Ve sayıları da giderek artıyor” diye... Belli ki Uysal da onlardan biri. Okur Sezer Uysal, Sıla dizisinde yanlış algılanacak bir mesaja dikkat çekmiş. Demiş ki, “Berdel olarak eve hapsedilen Sıla’nın karşısına son derece karizmatik, yakışıklı, romantik bir genç çıkıyor. Bu durumda berdelin kötü bir şey olduğuna genç kızları nasıl inandırabiliriz ki?” Vallahi haklı... Aşka Sürgün’de de aynı şey olmamış mıydı? Ya da zorla evlendirilen kızların sonunda “kısmetlerine sevdalandıkları” diğer dizi ve filmlerde? Son bölümlerde Sıla ile Boran arasında aşk kıvılcımları aleve dönüşüverdi. Muhtemelen ilerleyen bölümlerde her ikisi de “Zorla güzellik olmaz” deyişini boşa çıkartmak için var güçleriyle çalışacaklar. Oysa berdelin sonu pek mutlu bitmez. Her gün gazetelerin üçüncü sayfalarına yansıyan dramatik öyküler, spot ışıkları altında toz pembe bir rota izlemez. Belki dizinin ilerleyen bölümlerinde berdelin bu vahşi ve ürkütücü yüzü de ortaya çıkacak. Ama bildiğim bir şey var: Konu berdel olunca; neresi sıla, neresi gurbet bilinmez. Berdel öyle acıdır ki; istediğiniz kadar aşk sosuna bulayın, yenmez!